31 Mart 2010 Çarşamba

ÖlüSikici Kültür

İnsanların cinselliğini anlamaktaki yolculuğumuzda deryanın bir başka yerine uğrayalım;"Ölüsevicilik" diğer adıyla Nekrofili.

Kim düşünebilir ki; bir ölüye ilgi duyacağımızı insanoğlu olarak.Cansız bedenlerin seksi gelmesi.Morarmış dudakları yalayıp yutmak hangi düşüncenin ürünü olabilir. Tabiki Ölüsikicilerin.Arkadaşlar arasında kullandığım bu tabirin gerçekten olabileceği aklıma daha önce gelmemişti.Geçenlerde yine cinsellikle ilgili araştırmalarımda rastladığım mevzuyu araştırma fırsatı buldum ve çok ilginç sonuçlara ulaştığımı söyleyebilirim.

İnsanlık tarihinde önemli bir yer tutan bu ölüsevici kültür.Eski çağlarda da yaygın bir cinsel yönelimmiş.Herodot'un kayıtlarına göre güzel kadınların kadavraları ancak günlerden sonra mezarcılara teslim edilirdi. Meşhur Tiran'lardan Periandre'ın karısı Melissa'nın ölümünden sonra da, sevgi münasebetlerine devam ettiğini yine aynı tarihçiden öğreniyoruz.

29 Mart 2010 Pazartesi

Bir Rüya

"5-6 yaşlarında iken görüyorum kendimi, çocukluğumu geçirdiğim köydeyim. Bir çalılığın arkasında tuvaletimi yapar gibi oturuyorum ve karşıdaki çalılıkların arkasında bir adam var. Niyeyse İncil'den olduğunu düşündüğüm bir şey okuyor sesli biçimde, üzerimde bir tedirginlik var. Adam kalkıyor ve beni kovalamaya başlıyor, beni yakalarsa bana tecavüz edeceğini düşünüyorum ve kaçıyorum. Eve giriyorum tam kapıyı kapatmaya çalışırken adam kapıyı zorluyor ve ben de kapıyı kapatmak için var gücümle itiyorum. Evde kimseyi görmüyorum ama babaannemin evde olduğunu biliyorum. Sonunda kapıyı kapatıyorum ve rahatlıyorum."

"tuvaletimi yapar gibi oturuyorum"
: Bu ifade rüyadaki takıntının taharet sırasında gerçekleşen anüsteki cinsel uyarıma bağlı olduğunu gösteriyor. Kendini çocuk olarak görmesi de bunun o dönemde güçlü bir şekilde hissedildiğinin bir göstergesi.

"babaannemin evde olduğunu biliyorum": Bu bize gösteriyor ki bu anal yollu cinsel uyarıma sebep olan kişi babaanne. Yani çocuğun poposunu temizleyen kişi o olabilir ki rüyanın sahibi bunu doğruluyor.

Kapıdaki mücadele öznenin 'cinsel kimlik karmaşası' ile savaşması niteliğinde ve sonuç bu takıntının yumuşatıldığı yönünde algılanabilir.

NOT: "Çalılıklar" ve "İncil'den bir bölüm okunması" ele alınmamıştır.

Vajina vs Rahim

Türk toplumu ve hatta Anadolu’da yaşamış diğer topluluklar her ne kadar fallosantrik olarak bilinirlerse de ‘kadın’ın toplumsal yapılardaki egemenliğini görmezden gelmek muazzam bir yanılgıdır. Pala bıyıkları, sert bakışları eşliğinde sinir krizleri geçirirken damarları patlayacakmış gibi şişerek bağıran erkekler otoriterliğin birer somut örneği gibi gözükse de koca memeli annelerinin veyahut kadınlarının karşısında bu imajdan oldukça uzaklardır. Koca memeleri, geniş kalçaları ile birer Kibele tanrıçası görümündeki analar bu koca adamlara kolayca hükmederler.Vajinalarını rahimleriyle takas eden kadınlar artık ‘kadın’dan ziyade ancak bir ‘anne’ olarak yaşamını sürdürürken çocuklarına/kocalarına bir bölünmüşlük yaşatırlar. En temel arzularının imkansız hale getirildiği bu kastre edilmiş adamlar dürtülerini ‘anne’ figürüne yatıracaklardır şüphesiz. Toplumumuzda iri memeli, koca kalçalı kadınları birer fantezi nesnesi haline getiren en önemli sebeplerden biri de budur.

Binbir Gece Masalları...

"Uzun sırık havalanmıştı ve zambak gibi açılan deliğe 14 kez girdi.Bir gecede tam 14 kez seviştik".Yeraltı edebiyatı kokan üslup bundan tam 600 sene önce yazıldı.Bunlar anonim anlatılan masallardan derlenen "Binbir Gece Masallarıydı".Cinselliğin 600 sene önceki doğu toplumlarında(Araplar,Ermeniler,Kürtler,Yahudiler,Çin,Hindistan,Türkler) masallarda dilden dile dolaşması böyle başladı.İslamiyetin üstünden de 800 sene geçmesine rağmen islami motiflerle süslenmiş masallar toplumun günlük yaşamındaki geçim kaynaklarına kadar bizi birçok değerli bilgiyle besliyor.

Batı Toplumunun karanlık orta çağı yaşanırken,cinsellikten bir haber olan toplumların, ağızlarını bile açmaya yasaklı insanların; kilise otoritesi tarafından giyotinde idam edildiği zamanlardan bahsediyorum.Değişimi görebilmeniz açısından en başta bunlarla başlamak istedim.

Doğu toplumlarında herkes bilir islami değerlerle büyürler.Zina en büyük günahlardan biridir.Garip olan neden bunların 600 sene önce bu kadar serbest,dile yatkın,halkın ağzında dolaşan yasak gibi gözüküpte aslında doğal hayat akışında yerli yerine oturan kavramlar haline gelmesi.Cinselliğin Tarihinde bahseder bize aslında Micheal Foucault; doğuda sanat gibi görülen cinsellik batıda daha yeni yeni yeşermeye konuşulmaya öğrenilmeye çalışılacaktı.

Doğu mistisizmi ile fantastiğini birleştirip bize sunulan bulunmaz kaynaktan bir kaç örneğe daha yer vermek istiyorum. Adamın biri açtır ve birisinin kapısını çalar,kapıyı bir kadın açar ve adam bir kap yemek ister.Kadın adamı içeri alır,yemeğini yer ondan sonra kadın adamın burda kalmasını ister.İçerde iki tane kadın daha adamı beklemektedir.Adamı salona alırlar ve kadınlarla adam eğlenmeye başlarlar birbirlerinin cinsel organlarına dokunurlar oynaşırlar.Kadınların şartları vardır ve asla cinsel ilişkiye girmek için çabalamayacaktır.Nefsine hakim olamayan erkek tabiki bunun için denemelerde bulunacak ve birinde başarılı olacaktır.Kadınlarda adamı cezalandırmak için onu hadım edeceklerdir.Kadınların gücüne bakın toplumdaki yerlerini tahmin etmeye çalışın ve günümüz ortadoğu halklarıyla karşılaştırın.

28 Mart 2010 Pazar

Atina’da Ritüeller

‘..bir kadının en büyük zaferi sizi ister övsüler ister yersinler, erkeklerin en az sizden bahsetmeleridir.’ Milattan Önce 450lerin Atina’sından Perikles’in dul kadınlara tavsiye ettiği yaşayış biçimi buydu. Kadınların gölgede kalmasını savunan bu anlayış, tıpkı köleler ve ölüler gibi kadınların da bedenlerinin özgür erkeklerinkinin aksine ‘soğuk’ olmasından kaynaklanıyordu.

Bu fiziksel ayrım; ezilenlerin bazı kaçış noktaları bularak, kısıtlanmış zamanlarda özgürleşebilecekleri ritüeller yaratmalarına sebep oldu. Böylece yaşayan soğuk bedenler, ‘karanlığın örtüsüyle örtünmüş’ ritülleri yerine getirerek durumlarını iyileştirmek adına bir şeyler yapabilirlerdi.

Soğuk kadın bedenine itibar kazandırmak için kadınlar arasında bir bekaret ayini olarak başlayan Thesmophoria, Homeros öncesi zamanlardan kalan bir ritüeldi. Üç gün süren bu ritüelin ilk gününde kadınlar kesilmiş domuzları kazılmış çukurlara atıyorlar ve leşler henüz kurumadan kendileri de bu çukurlara girip leşlere tahıl tohumları atıyorlardı. Daha sonra özel kulübelerine gidip burada uyuyorlar, ertesi gün oruç tutuyorlar ve üçüncü gün leşleri topraktan çıkarıp kutsanmış gübreleri toprağa gömüyorlardı. Bu ölüm ve yeniden doğum, toprak tanrıçası Demeter’in kendi kızı Persephone u toprağa vermesini temsil ediyordu. Başta tarımsal mitlerden doğan bu rituel, zamanla doğurganlık-kısırlık karşıtlığındaki kısırlığın yerine cinsel ilişkiden kaçınmayı koyarak kadınları biraz daha geri plana itmeyi başardı.(Ritüel esnasında kadınlar cinsel isteklerini köreltmek için anti-afrodizyak etkisi olduğu bilinen söğütü kullanıyorlardı) Yapılabilecek bir çok modern yorum ve eleştirilere rağmen bu rituel kadınları erkeklerin bilemeyeceği bir dönüşüm geçirip daha itibarlı bir yurttaşlık seviyesine ulaştıklarına inandırıyordu.

Ölümle bağlantılı bir başka rituel: Adonia. Thesmophoria’daki söğütün yerini bu ayinde arzuyu uyandırdığı düşünülen kokular ve baharatlar alıyordu. Adonis, ergenliğinin son dönemlerinde baba olamadan bir domuzun saldırısı sonucu ölür ve o öldüğünde Afrodit bir ‘kadın aşığı’ ve ‘hedone’ adamı olan Adonis içi yas tutar. Atinalı kadınlar bu mitin ardından kadınlara zevk vermeyi bilen bir gencin cenazesini şenliğe dönüştürür, evlerin çatılarındaki saksılara filizler konur ve ölmesi beklenir. Ölümle birlikte şenlikler başlar. Kadınlar çatılarda toplanarak erkekleri davet eder ve arzularını dillendirirler. Yas tutmak yerine bütün gece içki içip şarkı söylerler. ‘Şenlik açık saçık şakalar ve sınır tanımaz seksle nam salmıştır.’ Tabi bu şenlik bir çok erkeği rahatsız etmektedir. Bu ritüel gayriresmi olarak heryıl uygulanır.

Evet bu ritüel resmi bir onay olmadığı halde devam eder ama bunun nedeni kadınların, erkeklerin hayır dediğine evet demek istemesinden kaynaklanmaz. Şehrin bir günlük keyfi toleransından doğan bir armağandır. Araştırmacı John Winkler’in de söylediği gibi: ‘Adonia, ezilenlerin kahkasıdır.’


elcinburcu

25 Mart 2010 Perşembe

Cinsiyetler Hiyerarşisi...

Kanımca bedenin cinsiyetler arasındaki tüketim alışkanlıklarını anlatabilirsek ki muazzam bir simgeleme modeliyle olacak bu. Eminim ki erkek ve kadının toplumdaki yerlerini daha iyi anlayacağız.

İşlevsel dişilliğe,işlevsel erillik ve erkeksilik tekabul eder.Modeller cinslerin farklılaşmış doğasından değil aksine sistemin farklılaştırıcı mantığından doğar.Eril model titizliğin ve seçmenin modelidir ve modern nitelikli erkek "kolay tatmin olmaz".Buradaki seçmeyi bilmek ve yanılmamak "askeri ve püriten değerlerle eşdeğerdir.İşte bu eril modeldir.

Dişil model ise kadına kendisinden çok daha fazla hoşlanmasını(Narsist eğilimler) buyurur.Burada da reklam düzeyinde bile eril modelin hiyerarşik üstünüğün devam etmesi hep vardır. Veblen'e göre kadın yalnızca eril yaşama rekabet nesnesi olarak daha iyi girmek için kendisini memnun etmekle yükümlüdür.Böylece,herzaman bu aynı faydasızlık zorlamasına cevap veren de kültürel ilerlemedir.Aslında burada kültür"güzelliğe" eklenmiş bir savurgan harcama göstergesidir.
Yani burada yayılma ve birbirini etkileme söz konusudur.Modern erkek kendini beğenmeye özendirilir ve modern kadın ise seçmeye ve rekabet etmeye.Kadın "güç beğenir" olmaya özendirilecektir.

Çevremizi saran bu bütün olağan dayatmalar ışığında bedenin işlevselliği devreye girip bütün tabuları yıkacak bize yeni dünyanın kapılarını açacaktır.Bedenin işlevselliği ortaçağda anlamsız bir şey ise günümüzde neden bu kadar önemlidir.Bedeni saran ruh neden post-modern toplumlarda ruhu saran beden anlayışına neden dönüşmüştür."Kitle iletişim araçları"dersek daha mantıklı bir cevap vermiş olacağız.Yine bir reklam örneğiyle bunu söyleyecek olursak Fransa'daki çıplak erkek reklamı.Bedenin muazzam gözükmesi akabinde narsist mutluluk ögesi ve aynaların işlevselliği ile güzel beden güzel bir ruh eşleştirmesi aynı kademede yer alacak.Günümüzde günlük tartışmalardan birinin de gereksizliği açığa çıkacaktır.Artık ruhumuzun güzelliği bize birşey katmayacak bizim bedenimizin veya giydiğimiz eşyaların üstümüze yeni toplumsal algılıyışlarınada uygun olması gerekecektir.
Yani Tanrı öteki dünyada ruhlarımıza bu dünyada bedenimize göre yargılama yapacaktır.

Ragamuffin

24 Mart 2010 Çarşamba

Feminizim Ve Porno

Feminist kanatta bir mutabakat sağlanamamış ve forumlarda tartışma konusu haline gelen mevzu derinleşmiştir. "Post-modern" feministlerle "Radikal" feminislerin arasındaki gerginliğin çıkış noktası pornografik ögeler ve kadınların sömürülmesi üzerine yoğunlaşmış.Gözler önündeki anlaşmazlık;kadınların acaba bu gibi eylemler içinde yer alarak (Striptiz,Porno Filmler,Sex işçiliği vs..vs..)kendilerini ispat etmek mi yoksa bu gibi eylemlerle cinsiyetlerinin ayaklar altında daha da ezilmesi mi ?

Postmodern feministlerin tavrı, insanları kadınların sömürülmesi konusunda rahat bir tutuma sevk eder.Eğer bir kadın seks işçisi olmaya karar veriyorsa, bu güçlendirici bir seçim olarak görülür ve feministlerin bunu desteklemesi gerektiği savunulur. Böylece artık kadınların metalaştırılması post-modern feministler tarafından yapıldıktan sonra arkasına kadın desteğini almış bir toplum bu gibi şeyleri de meşrulaştırmaktan kaçınmayacaktır.Olaya şöyle yüzeysel bakacak olursanız post-feministlerin günümüz ekonomisinin en kadim destekçileri olduklarını rahatça göreceksiniz. Sağ ideolojik temelli bu feminist grup kendisini kadının kurtuluşunun vucudunun sömürüsü üzerine kurmaya devam edecektir ve birdaha bize bunu özgürleşme hareketi altında yansıtmaya çalışacaklardır. Yani kısacası "Metalaştırma=Güçlenme"dir.

Radikal feministler ise, kadının metalaştırılmasının doğası gereği sorunlu olduğu düşüncesinden hareketle bunu reddetme eğilimindedirler. Genel olarak pornografiye, özel olarak da kadınları şiddete ve kötü muameleye maruz kalırken tasvir eden pornografiye karşıdırlar. Toplumsal cinsiyet stereotiplerinin hem erkekler hem de kadınlar açısından zararlı olduğunu düşünür, bunları baltalamanın yollarını bulmaya çalışırlar.


Gerçi bir kadın yazarımız olsaydıda bizi bu konuda daha da aydınlatsaydı güzel olurdu diye düşünmeden geçemiyorum.İş başa düşüncede böyle işlere girişmekte bana kalıyor.Bende yetkin bir insan olmadığımdan dolayı alıntırlar yaparak yazıyorum.

Forumun Adı: "Vegan Freak Forums"
Makale Adı: "Postmodern Feminizm ve Hayvan Refahı: Kusursuz Birlik"


Ragamuffin